Gary Merrill’e göre çoğu kez yanlış anlaşılan ve sıklıkla baştan savılan gazetecilik araştırmalarının kütüphanelerin dışına çıkması gerekiyor.
AKADEMİK TARTIŞMALAR 1
Gary Merrill 2
Çeviri: Faik Uyanık
Nick Davies’in Flat Earth News adlı kitabı, akademik araştırmaları yansıtan kitaplar arasında, medyanın önde gelen figürlerini rahatsız eden ilk kitap değil. Tartışmalı da olsa bu onur, Glasgow Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından 1976 yılında yayımlanan ve kışkırtıcı bir başlık taşıyan Bad News adlı kitaba aitti.
Yazarlar arasında yer alan Profesör Greg Philo, “Bu genç akademisyenlerin BBC ve ITN gibi saygın kuruluşları eleştirebilmesi, bazı TV yöneticilerini öfkelendirmişti” diyor. Eleştirilerin en sertlerinden biri, o zamanlar ITN’in yöneticisi olan Sör Geoffrey Cox’tan gelmişti. Cox, bu kitabın “Gerçekten ‘kötü haber’ olduğunu; ama bunun televizyon değil, bilimsellik açısından kötü bir haber olduğunu” söylemişti.
Cox ve diğerlerinin neden incindiğini anlamak kolay. Bad News, yaygın inancın aksine, İngiliz3 TV haberlerinin tarafsız olmadığını söylüyordu. Kitabın yazarları, ITN ve BBC haberlerinin 240 saatini itina ile analiz etmiş, özellikle sanayi tartışmaları ve ekonomiye ilişkin konulara odaklanmışlardı. Bulgularına göre, belli kişi ve gruplara, özellikle de sağ kanatta yer alanlara, sol kanattakilere göre daha fazla yayın zamanı ayrılıyor, daha fazla güven atfediliyordu.
Denge yoksunluğu, gazetecilik araştırmalarında genel (ancak kesinlikle yegâne olmayan) bir temadır. İngiltere’de4 yüzlerce düşünür, gazetecilik çıktılarının sınıflanması, gazetecilik uygulamalarının analizi, izleyici algılamaları ve medyanın sayısız diğer yönlerine eğilmektedir. Kuşkusuz, bazı araştırmalar sadece akademik nedenlerle yürütülmekte ve bunların pek azı üniversitelerin dışındakiler tarafından okunmaktadır. Ancak pek çok akademisyene göre hedef, daha iyi bir gazeteciliği teşvik etmektir. Greg Philo, gazetecilik araştırmalarının kütüphanelerden dışarı çıkarak, “kamuoyunda süren tartışma ortamına yönelik bilgi aktarımına tam anlamıyla katkıda bulunması gerektiğini” söylüyor.
Tüm bunlar soylu niyetler olsa da, gazetecilik araştırmaları, mesleğin kendisi ve üzerine yorumlarda bulunduğu sektör tarafından sıklıkla görmezden gelinmektedir. Bunun nedeni, belki de bu araştırmaların statükoya meydan okuması ve daha önce tanımlanmamış sorunların altını çizmesidir. Birtakım kinikler ise daha da ileri gitmekte ve hiç mi hiç medyada çalışmamış olan akademisyenlerin, fildişi kulelerde oturduklarını ve yargıda bulunma hakları da olmadığını savunmaktadırlar.
Bu tarz yaklaşımlar, Cardiff Gazetecilik, Medya ve Kültür Çalışmaları Okulu’ndan Profesör Justin Lewis’i hayal kırıklığına uğratıyor. Lewis, “İngiltere’de entelektüel karşıtı derin bir kültür var ve bazen bu eleştirilerin sahiplerinin herhangi bir araştırmayı gerçekten okuyup okumadıklarını merak ediyorum” diyor ve ekliyor: “Örneğin çoğu siyaset muhabirinin hiç siyaset yapmadığını düşünürseniz, akademisyenlerin gazetecilik hakkında yorumda bulunmaması gerektiğini söylemek ironik.”
Bir diğer eleştiri de kullanılan yöntemlerin bilimsel olmadığıdır. Greg Philo, bu görüşe katılmıyor ve akademik titizliğin kesinkes esas olduğunu söylüyor. Philo’ya göre, “Sosyal bilimler araştırmaları mutlak değildir, ancak doğa bilimleri araştırmaları da öyle değildir.” Greg Philo, gazetecilik araştırmalarının daima inceden inceye sınandığını ve bunu yapanların da herhangi bir kayda değer konu ile karşılaştıklarında, bunu çürütmek için ellerinden geleni yaptıklarını söylüyor.
Gazetecilik ve medya araştırmaları son derece titizlikle yapılan çalışmalardır. Bu araştırmalarda, bir araya getirildiklerinde zorlayıcı argümanlar üretebilen çeşitli teknikler kullanılmaktadır. Bunların en yaygın olanlarından biri, gazetecilik çıktılarını ölçmede kullanılan içerik analizidir. Eğer araştırmacılar, örneğin, sığınma başvurusunda bulunanların temsil edilmesi konusuna eğileceklerse, politikacıların, halktan kişilerin ve sığınma başvurusunda bulunanların, makalelerde kaç kez anıldığını sayacaklar ve bunların görüşlerine kaçar kelime ayrıldığına bakacaklardır.
İçerik analizinin sorunu, elbette, bu çalışmanın kalitatif (nitel) olmamasıdır. Bu nedenle araştırmacılar, belirli bir olgunun nasıl tarif edildiğini değerlendirmek amacıyla, yardımcı bir yöntem olan söylem analizini kullanacaklardır. Yine sığınma başvurusunda bulunanlar örneğini kullanacak olursak, araştırmacılar olumlu, nötr ve yergi içeren sözcükleri sayacaklardır. (Örn. ‘sel’, ‘dalga’, ‘batağa saplanmış’ vs.)
Dilin gücü ve izleyici algısı üzerindeki etkisine dair grafik bir örnek de Greg Philo’nun (Mike Berry ile beraber yazdığı) bir diğer kitabı olan Bad News from Israel’de bulunabilir. Yazarlar, TV gazetecilerinin 2000 yılındaki ikinci Filistin intifadası sonucunda meydana gelen İsrailli ölümlerini tanımlamak amacıyla kullandıkları sözcüklerin, yüksek oranda duygu içerdiğini saptamışlardır. Dahası, “cinayet”, “zulüm” ve “kasaplık” gibi sözcükler, Filistinlilerin kayıplarına nadiren atfedilmiştir.
Araştırmacılar bu verileri topladıklarında, bu kez izleyici üzerindeki etkiyi ölçeceklerdir. Bu da yoklamalar, anketler ve örneklem grupları yoluyla yapılır. Haberleştirmedeki eksiklikler, sıklıkla bu aşamada belirgin hale gelir.
Örneğin Bad News from Israel için yapılan izleyici araştırması, bazı TV izleyicilerinin, yanlış bir biçimde, İsrailli ölümlerinin Filistinlilerinkinden daha fazla olduğuna inandıklarını ve bu inançlarını da doğrudan doğruya televizyonda gördükleri ile ilişkilendirdiklerini ortaya koymuştur. Gerçekte ise Filistinli ölümleri İsrailli ölümlerinden bire iki ila üç oranında daha fazladır. Ancak araştırma, içerik anlamında ve tarif etmede kullanılan dil bakımından, İsrail’in kayıplarına vurgu yapıldığını göstermiştir.
Araştırmalara yönelik üçüncü bir eleştiri ise akademisyenlerin, gazetecilikten çok kopuk olmalarıdır. Sheffield Üniversitesi’nde Gazetecilik Çalışmaları Bölümü öğretim direktörü ve Gazeteciler Editoryal Danışma Kurulu üyesi olan Tony Harcup, bu görüşe yakın durmaktadır. Harcup, “Çok sayıda araştırma anlaşılmaz bir dille kaleme alınıyor, bazı akademisyenler de gazetecilere tepeden bakıyorlar. Şayet daha iyi bir gazeteciliği teşvik etmek istiyorsak, bu uçurumları gidermemiz gerekiyor” demektedir.
Peki akademik araştırmalar, acaba bir fark yaratabilir mi? Justin Lewis öyle olacağına inanmakla beraber, bir devrim de beklemememiz gerektiğini düşünüyor. Lewis, “Araştırmalar öğretimi geliştirmektedir ve bugünün gazetecileri de üniversitelerde geçirecekleri zamanlarda kilit önemdeki araştırma metinleri ile yüzleşeceklerdir” diyor. Bu tespit doğru olabilir, ancak Nick Davies ve diğerlerinin ortaya koydukları üzere, İngiliz gazeteciliğinde hala kökleşmiş birtakım sorunlar mevcuttur.
Pek çok gazeteci, akademik araştırmalarda ortaya konan bulgulara katılmaktadır. Ancak gücü ellerinde bulunduranlar medya yöneticileridir ve onlar bu araştırmaları okuyup değerlendirinceye ve ona göre hareket edinceye kadar, gazetecilik, üzerinde serpilip gelişeceği bereketli bir çevreye sahip olamayacaktır.
ÇEVRİMİÇİ GAZETECİLİK ARAŞTIRMALARI
Cardiff Gazetecilik, Medya ve Kültür Çalışmaları Okulu
Glasgow Medya Grubu
www.gla.ac.uk/centres/mediagroup
Sheffield Üniversitesi Gazetecilik Çalışmaları Bölümü
www.sheffield.ac.uk/journalism/research
1 Journalist dergisi, NUJ- (İngiltere) Ulusal Gazetecilik Sendikası, Temmuz 2008, s.15
2 Gary Merrill, Cardiff Gazetecilik, Medya ve Kültür Çalışmaları Okulu’nun onursal öğretim üyesidir.
3 ÇN: İngilizce ‘British’ sözcüğü, bu metinde İngiliz olarak çevrilmiştir.
4 ÇN: İngilizce ‘UK’ kısaltması, bu metinde İngiltere olarak çevrilmiştir.
0 yorum:
Yorum Gönder