FU: Youngturks adlı sitenizin macerasından biraz bahseder misiniz? Nasıl başladınız? Sadece bir internet sitesi olmadığını da biliyorum bunun. Bugüne gelinceye kadar önemli internet ödüllerini kazandı siteniz. Nasıl bir maceranız oldu?
CU: Biz ilk radyo programı olarak başladık, 2002'de. Burada Sirius Satellite Radio çıkmıştı o zamanlar. Onların ilk programıydık biz esasında. Ondan sonra 2005'te fark ettik ki herşey internete geçiyor ve orada çok daha olumlu işler yapabiliriz. Onun için radyo programını da aynı zamanda video olarak sitemizde vermeye başladık. Aynı zamanda Youtube çıkmıştı 2005'te. Bir süre sonra fark ettik ki bizim programı hem bizim sitede, hem de Youtube'da yaparsak daha fazla insan görebilir. Onun için programın bazı parçalarını alıp Youtube'a koyduk. Ve yavaş yavaş daha da büyümeye başladı program. Şimdi Youtube'da 174 milyon kişi seyrediyor bizim programı. Dediğiniz gibi sitemiz birkaç ödül de aldı bu sene. Örneğin Parker Ödülü. Buradaki en büyük radyocuları yendik. Rush Limbaugh ve televizyonda çıkan Bill Maher, Ariana Huffington. Bunların hepsini yendik bu sene. Ve en iyi politika sitesi seçildik ABD'de aynı zamanda. Böyle başladık ve bu duruma geldik.
FU: Siz bir radyo programından bu aşamaya geldiniz. Youtube ve diğer siteler aracılığıyla kendi sitenizi tanıttınız. İsterseniz bu kısmını biraz açalım. Sosyal medya bir radyo programına, ne şekilde kullanıldığında yardımcı olabiliyor?
CU: Kendi sitenizde yaparsanız programı, bizim de yaptığımız gibi, kendi adınızda oluyorsunuz. O, fena değil. Güzel bir adımız var! Ama Youtube gibi bir yere gidince herkesin arasında oluyorsunuz. Bütün seyirciler orada olduğu için, bir seyirci görünce, öbür seyircilere çok rahatlıkla yollayabiliyor. Sizin sitenizi veya programın bir parçasını yollamak daha zor oluyor. Ama bu sosyal medyayı kullanarak Youtube linklerini yollayabiliyorlar arkadaşlarına. Aynı zamanda Twitter, Facebook'a gidince, orada da çok daha rahat bir insandan öbür insana sıçrıyor. Ve öylece çok daha büyük bir seyirci gelip seyredebiliyor sizin programınızı.
FU: Bir sıralama yapacak olsanız, size katkısı açısından, Twitter, Facebook, Youtube gibi siteler arasında. Hangisi daha faydalı?
CU: Twitter ve Facebook çok çok yardım ediyor bize çünkü orada bizim programımızı seven insanlar bir gruba giriyorlar. Bizi Twitter'da takip ediyorlar veya Facebook'ta bizim grubumuza giriyorlar. Onun için, neyi göstersek onlara onlar zaten beğenecekler ve arkadaşlarıyla paylaşacaklar. Onlar çok yardımcı oluyor. Ama yüzde yüz en önemli araç Youtube'dur. Çünkü Youtube yeni televizyon. Artık -televizyon kalmadı demeyeyim, o biraz fazla ama- yavaş yavaş televizyon Youtube'a dönüyor. Onun için Youtube'da değilseniz, televizyonda da değilsiniz.
FU: 174 milyon gibi bir izlenme sayısından söz ediyorsunuz. Bu artık bir noktadan sonra sizin kontrolünüzden çıktığı anlamına mı geliyor? Hangi noktaya kadar siz kontrol edebiliyordunuz ve hangi aşamadan sonra artık sizin kontrolünüzden çıktı olay?
CU: Biz yavaş yavaş büyütüyorduk seyircileri. Ve bazı çabalar gösteriyorduk tabii ki, Facebook'a koyup, şunu yapıp, bunu yapıp, arkadaşlarımıza yollayıp, bizim politika gruplarımıza yollayıp. Ama bir zamandan sonra dediğiniz gibi elden çıktı. Mesela geçen hafta bir programın dört dakikalık bir parçasını koyduk Youtube'a. Bir baktım 20 bin kişi seyretmişti. Ondan sonra birkaç saat sonra baktım 200 bin kişi seyretmişti. Bugün baktım 800 bin kişi seyretmiş. Onu kontrol edemezsiniz yani o kendi başına oluyor. Tabii ki bizim için çok çok iyi birşey. Öyle bir duruma gelince, her hafta öyle büyük bir patlama olunca, daha fazla seyirci geliyor ve daha fazla patlama oluyor. Onun için daha fazla sayıda insana göstermek, yollamak programı tanıtmak çok daha kolay oluyor. Televizyondan bile daha kolay oluyor.
FU: Siz aynı zamanda Twitter'ı da bir araç olarak kullanıyorsunuz. Hem Youngturks olarak kendi işinizi tanıtmak, yaptığınız günlük faaliyetleri duyurmak için kullanıyorsunuz, bir yandan da sanıyorum kendiniz de kişisel olarak bunu kullanıyorsunuz, değil mi?
CU: Evet. Bazen programda yaptığımız konular hakkında yazı varsa o yazıları yolluyorum seyircilere. Bak mesela işte bunun hakkında konuşuyorum bu programda diye. Bazen yaptığımız klipleri yolluyoruz. Videoyu görebilsinler kendileri diye. Ama bazen kendi hayatım hakkında konuşuyorum. Mesela "Çok güzel bir yemek yedik arkadaşlarla." Veya "Gittim bir yere, lokantada Larry King'i gördüm. Onunla biraz konuştum." Onu yazıyorum. Böylece benim hayatımı biraz takip ediyorlar seyirciler ve onlar da çok hoşlanıyorlar gibi görünüyor.
FU: Kaç kişi takip ediyor sizi Twitter'da?
CU: Twitter'da şimdi galiba 6 bin 600 - 6 bin 700 civarında.
FU: Profesyonel bir Twitter kullanıcısı olarak, bu etki sizi korkutuyor mu ? Youtube'da milyonlarca kişinin sizi izliyor olması, işin bir anlamda sizin kontrolünüzden çıkıyor olması, Twitter da hayatınızın takip ediliyor olması. Bütün bunların "Büyük Birader bizi izliyor" duygusu da yarattığı olmuyor mu hiç?
CU: Yok. Benim onunla şimdilik bir problemim yok. Çünkü biz kendimiz seçtik bunu, istedik. Onun için, ondan sonra "Aman bu nasıl olur" demek bence doğru değil. Tabii ki bunun kötü bir tarafı da var. Olabilir, diyelim. Daha olmadı, ama olabilir. O zaman nasıl kontrol edeceğiz, vallahi bilmiyorum! Ama benim çok daha büyük problemim ABD hükümetinin yaptığı "Big Brother" olayı. George Bush başlattı. İnsanların e-maillerine bakıyorlar, hakime gitmeden. Telefonlarını dinliyorlar. Benim gördüğüm kadarıyla Obama bunu durdurmadı. Onun için yeni bir rapor çıktı. Burada Nation of Islam diye bir grup var. Genelde zenci bir grup ama tabii ki Müslümanlar. Meğerse, kaç senedir onların herşeylerine bakıyorlarmış, takip ediyorlarmış. En sonunda fark etmişler ki, tabii ki adamlar yanlış birşey yapmıyorlar. Ama böyle bir güç, çok korkunç bir güç. Ve hükümetin böyle bir gücü olmaması lazım.
FU: Bu konuya tekrar döneceğim. Para boyutuna da bakalım biraz bu olayın. Bu kadar insan sizi takip ediyor, programlarınızı birbiriyle paylaşıyor. İnsanların bunu izliyor olmasının size parasal olarak ne katkısı oluyor?
CU: Büyük katkısı oluyor. Çünkü Youtube ile biz partneriz. Youtube ile ortak olduğumuz için bize onların sattığı reklamın yüzde 50'sinden biraz fazlası geliyor. Bu iyi bir gelir getiriyor bizim şov için. Aynı zamanda bizim siteye gelen ve member olanlar, bütün şovu seyretmek ve takip etmek isteyenler, ayda bize 10 dolar veriyorlar ve herşeyi alabiliyorlar. Her yaptığımız programı. Tabii ki ne kadar daha fazla member'ımız varsa o kadar fazla da gelir geliyor. Ve böylece yavaş yavaş programı daha büyütüyoruz.
FU: Youtube üzerinden mi kendi siteniz üzerinden mi üye oluyorlar izleyicileriniz size?
CU: İkisi de. Sitemize üye olanlar bize para veriyorlar. Ve Youtube'da bizi seyredenler, reklamdan bize para geliyor. Reklam parası geliyor.
FU: Bu durumda en büyük kazancı Youtube üzerinden mi elde ediyorsunuz?
CU: Evet. şimdilik Youtube'dan kazandığımız para biraz daha fazla.
FU: Siz bu alanda iş yapan biri olarak bu işin geleceğini nasıl görüyorsunuz. Nereye gidecek acaba bu Twitter'lar Facebook'lar, bu Youtube deneyimi, bizi nereye götürecek? Bu konuyla ilgili bir öngörünüz de var mı, oturup düşündüğünüz de oluyor mu, "Acaba beş sene sonra bu işi nereye varmış olacak" diye mesela?
CU: Bence bütün değişik medyayı yutacak bunlar. Televizyonu, radyoyu, herşeyi. Onun için bizim gibi bir programınız varsa, Youtube'da büyümüşse ve Facebook bunlara yardım etmişse, beş sene içinde o programı televizyonda da seyredeceksiniz, radyoda dinleyeceksiniz, bütün medya aynı şey olacak. Aynı yerlerden programı alabileceksiniz. Ve dediğim gibi daha fazla herkese sunabileceğiz. Çünkü internet herşeyi ele geçiriyor.
FU: Geleneksel medya zaten zarar görmüş vaziyette. Gazeteler tek tek kapanıyor, reklam gelirleri düşüyor. Hatta internet reklamları bazı ülkelerde gazetelere verilen reklamları geçmiş durumda. Siz televizyon ve radyodaki yayınların süreceğinden söz ediyorsunuz. Yeni medyayı geleneksel medyaya bir tehdit olarak görmüyor musunuz siz?
CU: Evet şimdiki olan medya için çok büyük bir problem. Gazeteler zaten neredeyse bitmiş durumdalar Amerika'da. Nasıl dayanacaklar, belki en büyükleri dayanabilir ama küçükler çok çok büyük bir problem içindeler. Radyo da aynı durumda. Çok daha az para var şimdi radyoda da. Televizyon da yavaş yavaş çok büyük problemlere giriyor çünkü eski harcadıkları parayla yeterince seyirci geliyordu ki reklam ile o parayı geri alabiliyorlardı ve kar yapıyorlardı. Artık yeterince insan seyretmiyor televizyonu. Onun için böyle programlar yapamayacaklar artık. Onun için onların büyük büyük problemleri var. Ve akıllı olsalar hemen yeni medyaya geçerler. Ama daha o kadar bir çaba göstermediler gibi görünüyor bana.
FU: Sosyal medya sadece tüketime hizmet ediyor diyenler ve çok karamsar yaklaşanlar da var. Twitter, Facebook ve diğerlerinin tüketime de hizmet eden bir boyutu var deniyor. Katılıyor musunuz buna?
CU: Zaten bütün buradaki kültürümüz öyle. Amerika'da herşey onun (tüketimin) hakkında onun üstünde. Onun için, daha fazla mı? Belki biraz daha fazla etkili oluyor ama zaten öyleydik! Onun için onu değiştirdiğini zannetmiyorum. Bu insanlar reklamdan para yapıyorlar tabii ki. O kadar para harcamazlar reklama karşılığında bu kadar para yapmasalar. Onun için o kadar para yaptıkları için o reklamı her yere koyar. Televizyon olsa televizyona koyarlar. Youtube ise Youtube'a koyarlar. Ondan kaçamazsınız. Yani hiçkimse kaçamaz. Bütün dünya kaçamaz. Ama hele Amerika?
FU: "Her teknoloji onu üreten ideolojiye hizmet eder, dolayısıyla geleneksel medya zaten öyleydi, sosyal medyanın da öyle bir boyutu var." diye düşünenler var. Tekrar en başa dönecek olursak tüm bunların amacı bir yandan Büyük Birader'in bizler hakkında bilgi toplaması, bir yandan da tüketim kültürünün pompalanması mıdır?
CU: İdeolojik olarak eski medya Amerika'daki genel insanlar için yapılmıştı. Yani, gelip "Acaba Cenk ne seyretmek istiyor, John ne seyretmek istiyor?", bunun peşinde değilllerdi. Ama şimdi bu sosyal medya, Cenk Uygur birşeyi açınca, Facebook'unu açınca, Youtube'unu açınca, direkt ne istiyorsa onu vermeye çalışıyor. Ve çoğu zaman yapabiliyorlar bunu. Sizin konuştuğunuz konu da reklamcılar için çok kullanılacak birşey. Daha iyi reklam verebiliyorlar. Çünkü biliyorlar ki ben Amerikan futbolundan hoşlanıyorum, pizzadan hoşlanıyorum. Onu biliyorlar. Evet insanı korkutuyor, çünkü senin hakkında çok fazla bilgi biliyorlar. Bir tek arkadaşların değil, ama reklamcılar da biliyorlar. Ama aynı zamanda iyi birşey de olabilir. Boşu boşuna benim zamanımı öbür şeylerle harcamıyorlar. Direkt ne istiyorsam onu veriyorlar.
FU: Sosyal medyanın nefreti, aşırı milliyetçiliği, faşizmi körükleyen tarafları da var mı acaba? Youtube'da bu temaların işleyen pek çok video görüyorsunuz. Altında da kanınızı donduran, sert yorumlar da yer alabiliyor bazen. Siz ne düşünüyorsunuz, bu konuda endişe duyuyor musunuz?
CU: Çok fazla düşünmemiştim bunu ama hükümet bunu kullanmak istese, böyle şimdiki topladıkları bilgileri, Facebook'tan şundan bundan, bayağı korkutucu olabilir. Çin'de mesela kullanıyorlar. Gidiyorlar Google'a diyorlar ki "şöyle şöyle insanların bilgisini bize verin" diyorlar. Ve bazen veriyorlar. Onun için böyle şeylerden korkarım. Ve şöyle diyeyim, dikkatli olmamız lazım. Ve yüzde yüz hükümetin bunu yapmaması lazım. Onun için politik olarak çaba göstermemiz lazım. Tedbir almamız lazım. Ama alacak mıyız? Emin değilim. Bir gün uyanıp bakabiliriz ki hükümet bütün bu bilgileri toplamış ve kullanıyor. O da çok insanı korkutan birşey.
FU: Sosyal medya kullanıcılarından söz edelim biraz. Acaba niçin kendileri hakkında bu kadar bilgiyi internete verme ihtiyacını duyuyorlar? Kendileri hakkındaki bilgileri herkesin erişebileceği ortamlara koymaya niçin bu kadar hevesliler? Twitter örneğini ele alalım. Neden acaba gittiğimiz restoranı yazıyoruz, neden acaba bir insanın gittiği restoranı merak ediyoruz? Teşhircilik, röntgen ve dikizleme gibi içgüdülerle mi hareket ediyoruz?
CU: Herkes yıldız olmak istiyor. Ve aynı zamanda herkes yıldızları takip etmek istiyor. Diyelim ki bizim seyirciler beni -yıldız olarak görüyorlar mı, o biraz fazla, ama diyelim ki öyle- o zaman ne yaptığımı öğrenmek istiyorlar çünkü beni arkadaş gibi görüyorlar. Ve ben de öyle görüyorum çoğu şeyde. Ama bunun için düşünüyorlar ki "A bak mesela Cenk benim arkadaşım, nerede yemeğe gittiğini biliyorum." O çok enteresan geliyor insanlara. Ama öbür tarafı da var. Kendileri de onu yazıyorlar. Ki insanlar onları takip edince kendileri de yıldız gibi hissediyorlar. Bu, "meşhur olmak" çok enteresan bir durum, ilaç, nasıl derseniz. Herkes meşhur olmak istiyor. Onun için bu sosyal medya o ideolojiye o duruma çok daha fazla sürüyor ortaya.
FU: Sizi dinleyip bu işe heveslenenler de çıkabilir. Kolay bir iş olmadığı açık. Ama belki belli formüller de geliştirmişsinizdir. "Ben de bu işi yapmak istiyorum, ne yapmam lazım" diyenlere nasıl cevap veriyorsunuz?
CU: Ne istiyorsanız onu yapmanız lazım. Ama içten yapmak lazım. Bu belki herkesin söylediği birşey gibi olabilir ama çok önemli. Onun için herkes söylüyor. Çünkü, istediğiniz sevdiğiniz birşey ise günde benim gibi 12 saat, 15 saat, bazen 18 saat çalışabilirsiniz. Öyle bir heves olması lazım. Öyle bir heves yoksa, olmayacak! Yani yapamazsınız. Ama hedef varsa, herşey yapılabilir. Sosyal medyadan yapabilirsiniz, Youtube'dan olabilir, Facebook'tan olabilir. Onlar önemli değil. En önemli şey, o kadar istek ve heves olması. Tabii, yani bir tek istek ile olmaz. Yani yaratmanız lazım! Ama o heves, istek varsa, o çabayı gösterirseniz, yavaş yavaş herşeyi öğrenebilirsiniz. Bizim özel bir formülümüz yoktu. Biz de yapmaya başlayınca yavaş yavaş öğrendik. Herkes yavaş yavaş öğrenebiliyor. Ama bu kolay bir iş de değil. Yani her gün dediğim gibi 12-15 saat çalıştık. Ve halen çalışmaya devam ediyoruz. O zamanı da işte öğrenmekle geçtik. Yani ne öğrendiysek onu yine yaptık, daha fazla yaptık. Ve böylece biz bu duruma geldik.
FU: Türkiye'den sizinle hiç temasa geçtiler mi? "Bizimle ortak iş yapın" veya bunu Türkçeleştirelim gibi bir teklif geldi mi hiç?
CU: Evet iki hafta önce, veya bir hafta önce miydi, geldi. Biri dedi ki bir kanallarda sunmak istiyorlarmış Türkiye'de. Bir tercüme yapıp sunmayı düşünüyorlar. Olacak mı bilmiyorum, ama enteresan bir konu.
Röportaj tarihi: 25 Aralık 2009

0 yorum:
Yorum Gönder