#freedomflotilla ve #gaza etiketleri, Twitter'da en çok kullanılan konu başlıkları arasındaydı.
Her bahar geçirdiğim olağan ağır grip ve nezle vakasının bu sene bu günlere denk gelmesi nedeniyle tüm bu gelişmeleri Pazar gecesinden itibaren evden izledim. Ve Twitter, bir haberi evden takip etmenin en iyi yolu gibiydi. Bir haberi aynı anda çok farklı kaynaklardan takip etmenin bir diğer yolu da, olsa olsa, o anda haber merkezinde olmak olabilirdi sadece herhalde.
Özellikle Pazartesi günü boyunca, pek çok teze konu olabilecek çeşitlilikte farklı yorumlar ve bakış açılarıyla karşılaştım Twitter ve Facebook üzerinde.
Ancak bunların arasında bazıları vardı ki, insanın kanını donduracak cinsten ırkçı, aşırı milliyetçi, ayrımcı, hakaretamiz, kısacası kabul edilemez mesajlardı bunlar.
Örneğin Facebook'ta profiline erişebildiğim bir kişi, şöyle bir mesaj göndermişti durum güncelleme bölümüne:
"Bir gün gelecek bütün yahudileri öldürmediğim için bana küfür edeceksiniz" Adolf Hitler
Bu 'durum güncelleme' mesajının altında, kullanıcının arkadaşlarından gelen şuna benzer yorumlar da yer alıyordu:
bu dünyada ne kadar yahudi varsa Allah belalarını versin. gün yüzü görmesinler. yavaş yavaş acı çeke çeke gebersinler.Allahın belaları saldırıyı kutluyorlar israil sokaklarında.
Gelen tepkiler
Bir anda bir forum ortamına dönen kişisel bir Facebook profilinde yer alan açıkça ırkçı/ayrımcı mesajları eleştirmeye cesaret edenler ise şuna benzer bir tepkiyle karşılanıyordu:
Bir anda bir forum ortamına dönen kişisel bir Facebook profilinde yer alan açıkça ırkçı/ayrımcı mesajları eleştirmeye cesaret edenler ise şuna benzer bir tepkiyle karşılanıyordu:
bu yorumlarnan BIZ MÜSLÜMANLAR BIRLIKTELIMIZI VE KARDESLIYMIZI ISBAT EDIYORUZ. Dünyanin her neresinde olur sa olsun eger bi MÜSLÜMAN EVLADIN canini yanar sa BIZIM CANIMIZ DA yanar. O mahsum insanlara yapilanlara BIZ BU YORUMLARNAN TEPKI VERIYORUZ Benim konustum dil den anca BIR MÜSLÜMAN EVLADI ANLAR ,yane siz fazla kafanizi yormayin bu yazdiklarimi anlamak icin ISTESEN BILE ANLAYAMASSINIZ BENI
Eleştiriler üzerine açıklama yapan mesaj sahibi kullanıcı ise kendini şöyle savunuyordu:
1-Hitler'in sözünden alıntı yaptım sadece.2-Irkçı değilim;asla olmam.3-Ne zaman bir Türkün haksız yere öldürüldüğünü görsem öldürenlerin atasına küfrederim.4-Küfür etmekten söz açılmışken Filistinlilerin de atasına mütemadiyen küfür ediyorum.5-Çünkü Filistin de Osmanlıyı arkasından vurmuştur zamanında.6-Ümmetçi değil Atatürk Milliyetçisiyim.7-İsrail de sağduyulu herhangi bir insanın yaşadığına inanmadığımdan genelleme yapıp hepsine lanet okuyorum(Irkçılık değil)8-Tüm müslümanların birleşip kardeş olduğu falan yok. Bu her zaman teoride kalmıştır. Bir savaş çıksa bizi ilk arkadan vuracaklar Araplar olacaktır. Sadece dünyadaki tüm türkler birleşebilir ki bu da teoride kalabilir.9-Yine, müslüman bir kişiye müslüman değil dersen sen kafir olursun. Eğer gerçekten müslüman değilse de ayrımcılık yapmış olursun.10- Yahudilerin ırklarına gelince.Kuran'da çok geçiyor. Kuran hiçbir ırkı lanetlemez. O ırkta yoldan çıkanlardan bahseder ve müslümanları uyarır. Şu an yoldan çıkmamış bir yahudinin bulunmadığına inanıyorum.
Bu mesajların ardından mesaj sahibinin iki arkadaşı kendi aralarında feci bir söz dalaşına giriştiler. Bu kavga öylesine incitici boyutlara vardı ki ilk mesaj sahibi, mesajına cevap veren ve tartışmaya koyulan iki arkadaşını çıkarıp arenada dövüştürse durum belki daha iyi olabilirdi.
Ayrımcılığın formülasyonu
Şunu biliyorum ki ben su satırları yazarken de Youtube ve benzer sosyal medya platformları üzerinde de aynen Twitter ve Facebook'ta olduğu gibi, bu tehlikeli, şiddet kışkırtıcısı, ayrımcı mesajlar, tartışmalar sürüyor.
Daha önce de pek çok yerde belirtildiği gibi Türkiye vatandaşı olup kendini Türk olarak tanımlamayanlara, Sünni olmayan Müslümanlara ve heteroseksüel olmayanlara karşı zaten sürekli bir küfür alışverişi var bu ortamlarda.
Zaman zaman Ermeniler, zaman zaman Rumlar, deyim yerindeyse 'manşette' oluyor.
Buna şimdi yeni bir kategori ekleniyor gibi.
İsrail ve genel olarak da Yahudi karşıtı mesajlar da, bir zamanlar sadece radikal İslamcı örgütlere mahsus gibiyken, artık toplumun geniş kesimlerine, hiç ummadığınız insanlara yayılmaya başlıyor.
Üstelik bunun ırkçılık olduğunun farkında bile olmadan yayıyorlar bu mesajları.
Peki bunun geri planında ne yatıyor?
Siyasilerin mesajlarının yanı sıra, medyadaki haber ve yorum içeriğinin de bu eğilimde ciddi bir payı olduğu kesin.
Bunların üzerine, sosyal medyada ve offline dünyada rastlanan sansürsüz, hiçbir filtreden geçmemiş yorumların etkisi de eklenince, ortalık bir anda curcunaya dönebiliyor.
Çoğu kişi, günlük hayatlarında, yakın çevreleri ile yaptıkları konuşmalarda ve bunun bir ölçüde doğal bir yansıması olan sosyal medyada, görüşlerini ahlaki filtreden geçirme gereği görmüyorlar.
Gazetecilerin sosyal medyayı kullanımı
Tekrar son tartışmaya dönecek olursak, Twitter'da binlerce kişinin takip ettiği bazı Türk gazeteciler, mesajlarında Türkiye'nin İsrail'e 'sert bir tepki' göstermesini istedi.
Bazı gazeteciler Recep Tayyip Erdoğan'ın Şili'den Türk ve dünya kamuoyuna yaptığı ilk açıklamayı yeterince sert bulmazken, bir kısmı ise 'one minute' gerginliğinde de destek verdikleri Erdoğan'ın bu seferki görece temkinli tepkisi karşısında duydukları hayalkırıklığını gizlemeye çalışır gibilerdi.
Yaşananların İsrail'deki mevcut hükümetin aldığı bir kararın sonucu olduğunu belirten yazarlar azınlıktaydı.
Sosyal medyada ise Gazze gemisi baskınının topyekün İsrail halkının, hatta bütün bir Yahudi dünyasının Türk/Arap/İslam düşmanlığından kaynaklandığını söyleyenlerin çıkması da böylesi çılgınca bir ortamda büyük bir sürpriz olmadı.
Kısacası Asker-Sivil, Kürt-Türk, Laik-Muhafazakar gerilimlerinde görülen kırılmalara benzer bir kırılma yeniden yaşanmaktaydı.
Algılamada farklı odak noktaları
Bütün bunların dışında, hassasiyetleri değişik noktalarda yoğunlaşanlar da birbirine girme eğilimindeydi.
Örneğin 'şehit cenazeleri' konusunda yeterince duyarlı olunmadığını söyleyenler Gazze gemisine ve onun yol açtığını söyledikleri krize karşı tepkiliydi.
Bu kategorideki tepkilerde İsrail/Yahudi karşıtlığının dışında (hatta ondan ziyade) Arap karşıtlığı da vardı. İşte yine Facebook'tan bu gece kopyaladığım bir durum mesajı:
Ayrımcılığın formülasyonu
Şunu biliyorum ki ben su satırları yazarken de Youtube ve benzer sosyal medya platformları üzerinde de aynen Twitter ve Facebook'ta olduğu gibi, bu tehlikeli, şiddet kışkırtıcısı, ayrımcı mesajlar, tartışmalar sürüyor.
Daha önce de pek çok yerde belirtildiği gibi Türkiye vatandaşı olup kendini Türk olarak tanımlamayanlara, Sünni olmayan Müslümanlara ve heteroseksüel olmayanlara karşı zaten sürekli bir küfür alışverişi var bu ortamlarda.
Zaman zaman Ermeniler, zaman zaman Rumlar, deyim yerindeyse 'manşette' oluyor.
Buna şimdi yeni bir kategori ekleniyor gibi.
İsrail ve genel olarak da Yahudi karşıtı mesajlar da, bir zamanlar sadece radikal İslamcı örgütlere mahsus gibiyken, artık toplumun geniş kesimlerine, hiç ummadığınız insanlara yayılmaya başlıyor.
Üstelik bunun ırkçılık olduğunun farkında bile olmadan yayıyorlar bu mesajları.
Peki bunun geri planında ne yatıyor?
Siyasilerin mesajlarının yanı sıra, medyadaki haber ve yorum içeriğinin de bu eğilimde ciddi bir payı olduğu kesin.
Bunların üzerine, sosyal medyada ve offline dünyada rastlanan sansürsüz, hiçbir filtreden geçmemiş yorumların etkisi de eklenince, ortalık bir anda curcunaya dönebiliyor.
Çoğu kişi, günlük hayatlarında, yakın çevreleri ile yaptıkları konuşmalarda ve bunun bir ölçüde doğal bir yansıması olan sosyal medyada, görüşlerini ahlaki filtreden geçirme gereği görmüyorlar.
Gazetecilerin sosyal medyayı kullanımı
Tekrar son tartışmaya dönecek olursak, Twitter'da binlerce kişinin takip ettiği bazı Türk gazeteciler, mesajlarında Türkiye'nin İsrail'e 'sert bir tepki' göstermesini istedi.
Bazı gazeteciler Recep Tayyip Erdoğan'ın Şili'den Türk ve dünya kamuoyuna yaptığı ilk açıklamayı yeterince sert bulmazken, bir kısmı ise 'one minute' gerginliğinde de destek verdikleri Erdoğan'ın bu seferki görece temkinli tepkisi karşısında duydukları hayalkırıklığını gizlemeye çalışır gibilerdi.
Yaşananların İsrail'deki mevcut hükümetin aldığı bir kararın sonucu olduğunu belirten yazarlar azınlıktaydı.
Sosyal medyada ise Gazze gemisi baskınının topyekün İsrail halkının, hatta bütün bir Yahudi dünyasının Türk/Arap/İslam düşmanlığından kaynaklandığını söyleyenlerin çıkması da böylesi çılgınca bir ortamda büyük bir sürpriz olmadı.
Kısacası Asker-Sivil, Kürt-Türk, Laik-Muhafazakar gerilimlerinde görülen kırılmalara benzer bir kırılma yeniden yaşanmaktaydı.
Algılamada farklı odak noktaları
Bütün bunların dışında, hassasiyetleri değişik noktalarda yoğunlaşanlar da birbirine girme eğilimindeydi.
Örneğin 'şehit cenazeleri' konusunda yeterince duyarlı olunmadığını söyleyenler Gazze gemisine ve onun yol açtığını söyledikleri krize karşı tepkiliydi.
Bu kategorideki tepkilerde İsrail/Yahudi karşıtlığının dışında (hatta ondan ziyade) Arap karşıtlığı da vardı. İşte yine Facebook'tan bu gece kopyaladığım bir durum mesajı:
herkes bi olmuş bi olmuş ARAP destekçisi,, Bütün kanalları açıyorum Filistin filistin s.kayım filistine... Kardeşim 3 günde 12 şehit vermişiz Kimse bunu konuşmuyo.. TÜRK'ÜN TÜRK'ten başka DOSTU yoktur.. bırakın ARAP yalakalığını... ne fayda gördük onlardan... onlardan hangisi Onlarca ŞEHİT VERİRKEN eline TÜRK Bayrağı alıp Yürüdü... BIRAKIN BU ONE MINUTE AYAKLARINI.... ÖZÜNÜZE DÖNÜN !!!!
Aynı kullanıcının daha sonra postaladığı durum güncelleme mesajlarından biri ise PKK saldırılarını şöyle bir tonla hedef almaktaydı:
Bu kahpeliğinizin bedelini ödeyeceksiniz babalarınızın sizi peydahladığı mağaralara analarınızın köpek yavrusu gibi doğurduğu ağaçların altına girmeniz yakındır. o gün sahiplerinizde korkularından sıçacak mezarlarınızın üstüne... Biz gene hüküm süreceğiz bu topraklarda 750 yıldır olduğu gibi.....
Sosyal medya ortamında bir anda yayılan 'Yardım gemisinin Gazze'ye yola çıkmasına misilleme olarak İskenderun'daki askeri birliğe saldırıyı İsrail PKK'ya ısmarladı' diyen komplo teorisi ise aynı anda belli bir veriye dayanmadan hem İsrail hem de Kürt karşıtı olunabileceğini gösteriyordu.
Kürtler ve İsrail
AKP karşıtı ve Ergenekon/Balyoz gibi operasyon ve davalara karşı şüpheci yaklaşanlar ise Gazze gemisine dair gelişmeleri ve Türkiye'de ona eşlik eden asker kayıplarını kendi açılarından yorumladılar.
Örnek: Kader bir nevi, Yılmaz Özdil, Hürriyet 2 Haziran 2010 http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14908052.asp
Twitter'da bu sayılan örneğe yakın kullanıcıların mesajlarında, AKP'li yöneticilerin İsrail ile yaşanan gerginlik sonrasında, 'Balyoz'a maruz kalan askerlerin desteğine muhtaç kalmasına' vurgu yapılıyordu.
Ayrıca İsrail firmalarına satılacak/devredilecek araziler ile İsrail ile sürdürülen askeri ortaklıklar, savunma ihaleleri de bu kesimin eleştirdiği konular arasındaydı.
Kürtler konusunda hassasiyeti yüksek olanların dikkat çektiği nokta ise 'Türkiye'nin Kürtlere karşı göstermediği hassasiyeti, İsraillilerin Filistinlilere göstermesini beklemesi' oldu.
Elbette yukarıda sınıflandırmasını yapmaya çalıştığım bu mesajların bazıları karşılıklı saygı çerçevesi içinde ve siyaseten doğru bir dil kullanımı ile yazılmıştı. Dolayısıyla meşru eleştiri sınırları içinde kalmaktaydı.
Örneğin benim de paylaştığım bir mesaj, içerdiği ironi, giriştiği cesur karşılaştıma ve sunduğu tespit açısından zekice kurgulanmıştı ve verimli olması muhtemel bir zihin egzersizini körükleme potansiyeli taşıyordu. Mesaj şöyleydi:
Kürtler ve İsrail
AKP karşıtı ve Ergenekon/Balyoz gibi operasyon ve davalara karşı şüpheci yaklaşanlar ise Gazze gemisine dair gelişmeleri ve Türkiye'de ona eşlik eden asker kayıplarını kendi açılarından yorumladılar.
Örnek: Kader bir nevi, Yılmaz Özdil, Hürriyet 2 Haziran 2010 http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14908052.asp
Twitter'da bu sayılan örneğe yakın kullanıcıların mesajlarında, AKP'li yöneticilerin İsrail ile yaşanan gerginlik sonrasında, 'Balyoz'a maruz kalan askerlerin desteğine muhtaç kalmasına' vurgu yapılıyordu.
Ayrıca İsrail firmalarına satılacak/devredilecek araziler ile İsrail ile sürdürülen askeri ortaklıklar, savunma ihaleleri de bu kesimin eleştirdiği konular arasındaydı.
Kürtler konusunda hassasiyeti yüksek olanların dikkat çektiği nokta ise 'Türkiye'nin Kürtlere karşı göstermediği hassasiyeti, İsraillilerin Filistinlilere göstermesini beklemesi' oldu.
Elbette yukarıda sınıflandırmasını yapmaya çalıştığım bu mesajların bazıları karşılıklı saygı çerçevesi içinde ve siyaseten doğru bir dil kullanımı ile yazılmıştı. Dolayısıyla meşru eleştiri sınırları içinde kalmaktaydı.
Örneğin benim de paylaştığım bir mesaj, içerdiği ironi, giriştiği cesur karşılaştıma ve sunduğu tespit açısından zekice kurgulanmıştı ve verimli olması muhtemel bir zihin egzersizini körükleme potansiyeli taşıyordu. Mesaj şöyleydi:
Gazze'ye yardım götürenlere TR yasaları uygulansa TCK 220/6 ile Hamas üyeliğinden yargılanırlardı. http://bit.ly/8eNNr
Ayrımcılık/Irkçılık/Şiddet teşviki içeren mesajların tonunu körükleyen başlıca olgunun kışkırtıcı tonda kaleme alınan haber ve yorumlar, özellikle televizyon haberlerinin sunum tarzındaki abartı ve sosyal medya ortamlarında yer alan başka kullanıcıların kullandığı ölçüsüz dil olduğu söylenebilir.
Örneğin şu ifadede hakikate dayalı bir olgunun yanısıra bir kışkırtma olduğu söylenebilir:
Örneğin şu ifadede hakikate dayalı bir olgunun yanısıra bir kışkırtma olduğu söylenebilir:
KANLI BASKINI KUTLUYORLAR: Tel Aviv'deki çirkin gösteride ATATÜRK'E HAKARET PANKARTLARI da açıldı
Kanlı baskın ve kutlama kelimelerinin zıtlığı buradaki kışkırtıcı unsur gibi görünüyor. 'Çirkin gösterideki' Atatürk'e hakaret pankartına vurgu yapılması da belli kesimlerin duyarlılıklarını hedef alıyor.
Propaganda faaliyeti
Elbette tüm bu karmaşa içinde İsrail 'propaganda makinesinin' özenle seçip servis ettiği görüntülerin ima ettiği alt metnin ve İsrailli sözcülerin art arda gelen mesajlarının inandırıcılıktan uzak bulunmasının etkisini de burada eklemek gerekiyor.
Krizin taraflarından biri olan İHH vakfı da kendi internet sitesinden ve Twitter/Facebook hesaplarından sürekli olarak propaganda yayını içindeydi.
Vakfı destekleyen ve İsrail'i protesto eden eylemlere ilişkin olarak bu yayınlarda yer alan katılımcı sayıları, başka kaynaklarda belirtilenlerden açıkça kat kat daha fazlaydı.
Tüm bu bilgi karmaşası içinde, gazeteciden beklenen ise sakin duruşunu muhafaza etmesi ve dezenformasyon ataklarına karşı uyanık olmasıydı.
Böyle bir ortamda yaşanan son kriz esnasında tarafların abartılı yorumlarını süzgeçten geçirmesi gereken Türk medyası içinde ise İsrail'e hemen savaş açılmasını destekleyebilecek yazarlar olduğu görüldü, yazarların kriz anlarındaki soğukkanlılığı da test edildi.
Gazze'ye gitmek üzere yola çıkan gazetecilerin, gazeteciden ziyade, eylemci kimliği ile orada bulunduklarını ve 'Filistin davasına inandıkları' için yola çıktıklarını, dolayısıyla baştan itibaren taraflı olduklarını da eklemek gerekiyor.
Her ne kadar bu gazetecilerin, 31 Mayıs ve sonrasını haberleştirme veya yorumlama şansları olmadıysa da, yapılanın 'Embedded' gazeteciliğin başka bir türü olduğunu vurgulamak gerek. 30 Mayıs'a kadar geçilen haber ve yorumlarda, sadece eylemcilerden biz diye söz edilmesi bile bunu gösteriyor.
Elbette herkes gibi gazetecilerin de belli bir siyasi görüşe/davaya yakın olmaları anlaşılır bir durum. Ancak gazetecilik gibi hassas bir işi, bu duruma alet etmenin izah edilir pek bir tarafı yok.
Türk medyasının tarafsız yayıncılık sınavını ne kadar geçebildiği sorusunun yanıtı galiba biraz da sosyal medyada gizli.
Gazetecilerin bir kısmı, satır aralarında bile olsa galeyana getirenin kaybedeceği bir savaşa girdiklerinin farkında değil gibiydi.
Bazı meydanlar ve elçilik önlerinin yanı sıra, sosyal medya ortamları da gerçekten galeyana geldi, bunu sağlayanlar ise toplu halde kaybettiler.

0 yorum:
Yorum Gönder