2010 yılının Mart ayında Koç Lisesi'nde meslekler gününe katılmış, gazetecilik mesleği ile ilgili bir sunum yapmıştım. Lise öğrencilerinden epeyce soru da gelmişti, elimden geldiğince yanıtlamıştım bu soruları. Zevkli bir oturum oldu. Hatta bazı öğrenciler benimle iletişimi sürdürdüler ve onlarla arkadaş olduk.
İşte bu öğrencilerden biri de Pırıltı'ydı. Pırıltı 2011 yılı yaz aylarında gazetecilik üzerine bir yaz okuluna katılmak için ABD'ye gitti. Ardından da, yine oradayken, bir ödev için benimle Skype üzerinden röportaj yaptı.
Malum, bilgisayarlar her şeyi saklıyor. Okuyalım bakalım, neler konuşmuşuz:
Soru - Neden gazeteciliğe yöneldiğinizi merak ediyorum.
Yanıtım - Benim kişisel hikâyemde başlangıç noktası, radyoda, konuşmaya ve dinleyiciler ile etkileşime dayalı bir program yapmaktı. O zamanlar Türkiye'de özel radyo daha yoktu. Ben ise lise-üniversite tiyatrosunu takiben böyle bir yola yöneldim. Demek ki hem sahnenin hem de yayıncılığın ortak bir tarafı olmalı: kendini ifade etmek, başkalarının da kendilerini ifade etmesine yardımcı olmak, ama en doğru ve en yalın şekliyle. Kariyerim program sunuculuğu ile başladı. Ancak kısa bir süre sonra haber sunuculuğu ile devam ettim.
Tek bir cevap istersen, doğru soruların sorulmadığını fark ederek, iyi soru sorma isteği ile başladım bu işe.
Tek bir cevap istersen, doğru soruların sorulmadığını fark ederek, iyi soru sorma isteği ile başladım bu işe.
Soru - Peki genel olarak sorsam, yaptığınız işin en iyi ve en kötü yanları nedir?
Yanıtım - Şu anda gazetecilik yapmıyorum aktif olarak. Ancak bir kez bu işi yapınca bir daha hayata hep öyle bakarsın. En iyi yanı, olup biten bir gelişmede, kimsenin farkında olmadığı açılar keşfederek farklı sorular sorma özgürlüğü, tabii basın özgürlüğünün ve diğer kısıtlamaların elverdiği ölçüde.
En kötü yanı ne olabilir? Bazen kendi kişisel görüşlerini haykırmak istersin, ama iyi bir gazetecinin bunu asla yapmaması gerekir.
Soru - Objektif olmaya çalışmak zor olmuyor mu?
Yanıtım - Bu alışkanlığı kazanmak zor olabilir. Özellikle bu özelliğin pek mevcut olmadığı Türk medyası gibi ortamlarda. Ancak bir kez kazandığınızda dünya tersine döner. O kadar taraflı ve sübjektif nasıl olunabildiğini anlayamazsınız. Dik duruşu, saygınlığını kaybetmiş, ruhunu satan insanlar görmeye başlarsınız. Bir eşiği geçmek gibidir. Sıradan insanlar görüşlerini, ideolojilerini kendi dünyalarına taşıyabilir. Onda bir ters durum yok. Ama gazeteci mümkünse kendi hayatına bile bu görüşler doğrultusunda yön vermemeyi tercih eder. Hiçbir partiyi tutmamaya kadar gidebilir bunun sonu mesela.
Soru - Basın özgürlüğünden bahsetmişken: Sonuçta uluslararası haber kuruluşları için çalışmış olsanız da Türkiye’de gazeteci olmayı deneyimlediniz. Ne gibi kısıtlamalarla karsılaştınız? Basın özgürlüğünün nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Yanıtım - Türkiye maalesef RSF'nin basın özgürlüğü endeksinde en gerilerde. Çok sayıda tutuklu gazeteci var. Sanıyorum bu anlamda vaziyet Çin ve İran’dan bile kötü. İnternet üzerinde sansür ve yasaklama girişimleri var. Hükümetin medya üzerinde doğrudan sansür olmasa bile oto sansür etkisi var. Muhalif gazeteciler patronlarınca işlerinden uzaklaştırılabiliyor veya darbe girişimi iddiaları ile tutuklanabiliyor.
Tek kısıtlama hükümet cephesinden de değil. Patron medyası denen kavram da var. Patronların iş bağlantıları, hükümet ile olan bağlantıları da sizi kısıtlar. Ayrıca reklam verenlerin getirdiği baskı da önemlidir. Galiba bu son söylediklerim dünya medyasının ortak sorunu.
Nasıl olmalı? Bir ütopya çizelim: Basın ilkelerine sonuna kadar bağlı, doğru soruları sorabilen tümüyle bağımsız bir medya ortamı. Bu ortamda medyanın mülkiyeti doğrudan halka ait olmalı, devlete ya da patronlara bağlı olmamalı. Bunun örneği çok az dünyada maalesef.
Yukarıdakilere ek olarak Türkiye’de hükümet, vergi cezaları ve farklı denetimler yoluyla muhalif medyanın mülkiyetinin yandaş ticari gruplara geçmesini sağlayabiliyor ki bu da tehlikeli bir gidişat.
Soru – Peki herkesin istediğini söyleyebildiği istediğini yazabildiği bir dünya çok karışmaz mıydı? İnternet ortamının nasıl bir nefret, hakaret ve insan hakları ihlali noktasında kullanılabildiğini görüyoruz
Yanıtım - Böyle bir dünya olamaz. Herkes istediğini söyleyip yazmamalı tabii. İnternetteki anonimlikten yararlanarak, takma adların arkasına sığınılarak yapılan hakaretleri, gizli kamera gibi yöntemlerle elde edilen görüntüleri yaymak gibi bir gidişat var ki bunu onaylamak mümkün değil.
Nefret söylemi de internet ile birlikte gelişiyor. Sosyal medya ortamlarında, Facebook'ta, Youtube'da yapılan yorumlarda bunun sınırları çoğu kez aşılıyor.
Soru - İfade özgürlüğünün sınırı neresi o zaman?
Yanıtım - Burada kural şu: Televizyonda söylemeyeceğin bir şeyi sosyal medyada da söyleme. Takma adın arkasında bile olsa söyleme. Birincisi nefret kültürünün yayılmasına hizmet etmiş olursun, ikincisi güvende değilsin: Büyük birader seni de izliyor, IP numaran seni ele verebilir
Soru - Böyle düşünmek çok korkutucu.
Yanıtım - İfade özgürlüğünün sınırı, meşru eleştirinin ötesine geçemez. Bu eleştiri çok ağır olabilir. Ancak içinde hakaret barındıramaz. Irka, dine, etnik kökene vs. dayalı bir aşağılayıcı dil kullanamaz.
Ancak bu ifade özgürlüğü sınırları gazeteciler için yeterli bir zemindir. Yeter ki korunabilsin.
Soru - Bir gazetecinin görevi bu sınırı okuyucularına anlatmak da değil midir?
Yanıtım – Evet, gazetecinin görevi bunu anlatmaktır. Bunu da gazetecilik meslek örgütleri ve sendikalar yoluyla yapabilir. Ancak maalesef bu örgütler Türkiye'de hiç güçlü değil. Ayrıca basın çalışanlarının çoğu sendikaya üye oldukları takdirde işlerini kaybetme riski ile karşı karşıya
Soru - Peki sizin kişisel olarak karsılaştığınız zorluklar, problemler nelerdir?
Yanıtım - Kişisel zorluklar hakkında geçmişten örnek verebilirim: Türkiye’de bir medya kuruluşunda çalışırken, patronunuzun dilini kullanırsınız. Onun ilişkilerinin iyi olduğu firmalar hakkında eleştirel haber yapmak zordur. Ya da büyük reklam verenlerin aleyhine de haber yapılmaz. Güçlü ve otoriter hükümetlerin döneminde yasaklı kelimeler ile bile karşılaşabilirsiniz. Muhafazakâr medyanın da kendine özgü yasaklı kelimeleri vardır. Onlarda da örneğin "yaratmak" kelimesini kullanmak, tanrıyı kastetmiyorsanız, yasaktır. En azından geçmişte ben bunların her birinin örneklerine tanık oldum.
Soru - Çok yorucu olmuş olsa gerek bazı zamanlarda.
Yanıtım - Bir keresinde, ki o zaman TGRT'de çalışıyordum, “mutlu yarınlar” dileyerek bir bülteni kapattığım için yönetim devrimci olup olmadığım konusunda beni sorguya çekmiş, mutlu yarınlar dilememi yasaklamıştı!
Soru - Peki yaptığınız çalışmalardan, hikâyelerden en sevdiğiniz hangisi? Ben örneğin araştırırken Romanya ve Bulgaristan’ın Avrupa Birliği'ne girmeleri ve yaşadıkları değişimleri ele almışsınız. O konu benim çok ilgimi çekti hatta sınırlı zamanımda bir kısmını okumaya çalıştım. Neden bu değişim hakkında yazdınız? Zorlukları nelerdi? Nasıl bir süreç oldu?
Yanıtım – Evet, Kulüpte Bir Yıl program dizisi için çok çalıştım. O programla Sedat Simavi ödülünü kazanmıştım. Şansım da yaver gitmiş, ele aldığım her konuda müthiş haberler yakalamıştım.
Bu program, BBC editoryal kadrosunun, Dünya Servisi Avrupa bölümünde üretilmesini desteklediği bir konuyu taşıyordu. Ayrıca benim kişisel ilgi alanımla da örtüşüyordu, çünkü AB konusunda Belçika’da eğitim almış biriyim aynı zamanda.
Ama, bu programdan iki sene sonra hazırladığım ve 2010 başında yayınlanan Sosyal Medya ve Siz başlıklı programı da çok severek hazırladım. Bir yayınevi şimdi bu programı kitaba dönüştürmek istiyor.
Tekrar başa dönersek, değişimi takip etmek her zaman eğlencelidir. Hele bu değişim sizin memleketinizin komşularında yaşanıyorsa, size ve sizin muhtemel geleceğinize, uyum sorunlarınıza dair de ipuçları içerebilir. Herhalde benim ilgimi çeken boyut daha çok buydu. Zaten açıyı bu şekilde oluşturunca ve programı bunun üzerine kurunca (yani paralellikler ve zıtlıklar) program dizisi Türk dinleyicilerin de ilgisini çekti ve ödül kazandı.
Soru - Genel olarak ne gibi konular ilginizi çekiyor? Aktif olarak çalışırken belirli bir amacınız var mıydı?
Yanıtım - İlgilendiğim konular Avrupa birliği, basın ve ifade özgürlüğü, internet medyası hukuku ve sosyal medyanın felsefi boyutu (teşhir, gözetleme, tüketim kültürü ile iktidar odakları ile bağlantısı, toplumsal hareketlere etkisi vs.).
Kariyer hedeflerim arasında, özlediğim, Türkiye’de eksikliğini hissettiğim gazetecilik/yayıncılık standartlarını geliştirebilecek yeni oluşumların içinde yer almak vardı. Bu, yeni bir söz/haber radyosu oluşturmaktan örneğin sadece klasik müzik yayını yapan bir radyo istasyonu kurmaya kadar uzanan bir yelpazenin içinde yer alıyor. Ayrıca kitap projelerim de vardı ki bunları hayata geçirmek için aktif yayıncılık/gazetecilik şart değil, ancak önce doktora tezimi bitirmem lazım... Bir iki ayım kaldı.
Soru – Birincisi, röportajlarınızda, araştırmalarınızda ne gibi teknikler kullanıyorsunuz? Bir gazetecinin sahip olması gereken özellikler nelerdir? Bir hikâye için yapmanız gereken şeyler neler oluyor genelde?
Yanıtım - Röportajlarımda basit ve kısa soruları severim. Mümkün olduğunca karşı tarafı rahatlatmaya çalışırım. Zor soruları da basit parçalara bölmek gerekebilir. Bu esnada gelen cevaplardan yeni sorular çıkarmak gerekir. Şu kural çok önemli: gazeteci şeytanın avukatıdır. Nezaket elbette önemli. Ancak soru sorduğunuz kişiye onu en çok eleştirenlerin eleştirilerini yöneltmeli, çelişkilerini ortaya koymalı ve gazetecilik sınırları içinde ona meydan okumalısınız. Aksi, taraflı gazetecilik olur.
Gazeteci meraklı bir insandır. Görünenin ardındakini, olup bitenin gerçek sebebini merak edendir. Güç odaklarının karşısında can alıcı sorular sorabilmeye cesaret edebilen bir insandır. Tabii basın özgürlüğünün olmadığı ortamlarda bunu yapmak da kolay değil. Açık bir tehdit varsa, gazetecinin kendini zor duruma sokacak girişimlerden kaçınması bir ölçüde anlaşılabilir. Aynen savaş gazeteciliğinde olduğu gibi.
Bir hikâye için yapılması gerekenler de şöyle: Hikâyeyi farklı kaynaklardan okumak, tartışmalı bir konu ise farklı tarafların tezlerine hâkim olmak, verileri ve olguları muhakkak kontrol etmek, maddi hata yapmamak. Röportaj anını, haber metninin son halini düşünerek mümkün olan her şeyi baştan düşünmek. Böyle olunca eliniz dolu olur, sorularınız da kuvvetli.
Soru - Bir de BM için basın danışmanlığı yapmanız nasıl oldu? Neler yapıyorsunuz?
Yanıtım - Ben UNDP basın danışmanıyım Türkiye'de. Bu eskiden beri merak ettiğim bir işti. Esasen bu da çok eğlenceli bir iş. Haber toplayandan, haber oluşturana bir geçiş. Buradaki basın kuruluşlarının kendine özgü yapısını, etkisini analiz edip, BM'nin Türkiye'de duyurmak istediği önemli faaliyetlerini en etkili şekilde duyurmak, işin önemli bir yanı. Bunun için yerel medyayı iyi tanımalı, ayrıca medyadaki gelişen trendleri de iyi izlemelisiniz. İşin bir diğer yanı da bu uluslararası kuruluşun Türkiye'deki dinamikleri daha iyi analiz etmesine yardımcı olmak. Yani iki boyutlu bir yapısı var bu işin. Ortasında çalıştığınız kuruluşun bulunduğu, girdi ve çıktılardan oluşan bir döngüyü sağlıyorsunuz.
Soru - Doktora tezinizin konusu neydi?
Yanıtım - Doktoram Marmara Gazetecilik’te. Tez konum ise içerik/metin analizi. BBC'nin tarafsızlığını sorguluyorum. Örnek vakamız ise 2008-2009 Gazze operasyonu. 125 ayrı haber metninin analizi yoluyla bir sonuca ulaşacak tez. Acaba İsrail’e mi Filistinlilere mi daha yakın, kullanılan dil? Sorumuz bu...
Soru - Çok ilginç olsa gerek
Yanıtım - Öyle...
0 yorum:
Yorum Gönder